Aç kapıyı ben geldim...
Sanırım sil baştan yeniden başlamayı, yeni maceralara yelken açmayı çok seviyorum. Fakat insan 35 yaşına gelince de bir tribe giriyor be azizim. Yeter be, bi yerinde dur, bir yerinde durmuyorsun kızım havan kime? diyor hayat sana...
Sonra tamam işte aradığım yer geldim, sanırım bu durakta inmeliyim. Ohh be , kendime bir yer buldum sonunda diye seviniyorsun. Yapılacaklar, alınacaklar, hedefler, planlar ve yeni projeler. Yeni yılın yanına bir de yeni yaşımı eklediğinde tamam hadi artık toparlanıyoruz, kalk kalk bekleme yapma, bak yolu yarıladın zaten demeye başlıyor bizimki. Bu sefer çamura saplanırsan ayakkabılarını oracıkta bırakıp kurtulmaya çalışma olur mu, bak söz ver bana diyor yine içimdeki ses... Kafamın içi bir süre daha bu seslerle dolup taşınca, sanırım yazma zamanım gelmiş olmalı diye klavyemi tıngırdatmaya başlıyorum yine.
Eğriye eğri, doğruya doğru....
Elime yüzüme bulaştırdığım kısa dönemli bir ajans deneyimim olduktan sonra şunu anladım ki; hayatta en önemli şey vakit + nakit. Bir de her şey ve herkes bir araç, bir işaret. Size bir şeyler göstermek için geliyor ve miladını doldurunca da gidiyor.
Ben doğduğum ve büyüdüğüm şehirde bütün kredilerimi kullandım. Tüm kapıları zorladım, neden açmıyorsunuz diye isyan ettiğim de çok oldu. Ben o kapı önlerinde saatlerce bekledim be dostum, şimdi ben nerelere gideceğim, ne yapacağım diye de çok ağladım... Ama sonra neyi mi fark ettim. Meğer, ben bunca zaman kapının bana başkası tarafından açılmasını beklerken aslında o anahtar benim yan cebimdeymiş de ben yanlış onu çok başka yerlerde, başka insanlarda aramış, bu süre içerisinde de yolumu kaybetmişim. Neyse ki bi uyandım ki en sevdiğim durağa gelmişim, iniverdim hemen....
AÇ KAPIYI BEN GELDİM...
2018 yılının ilk haftasında büyüdüğüm şehirde miladımı doldurduğumu düşünüp İstanbul'a göç ettim. Göç etmek aslında doğduğun yere geri gelmek demektir, ben ise sanırım bu şehre küllerimden yeniden doğmaya dahası kendim olmaya geldim."Başkalarına kendimizi ispatlamaya çalıştıkça kendimiz gibi olamıyoruz. Kendimiz gibi oldukça başkaları tarafından dışlanıyoruz, dışlandıkça başkalaşıyor, başkalaştıkça deliriyoruz. Ya da ben azından öyle olmayı seçiyorum. " By morena...
Yeniden İstanbul'a geldiğimi duyan bazı arkadaşlarım "kızım sen delirdin mi, hiç mi uslanmıyorsun?" dedi. Bazıları da yalnız helal olsun yine de bırakmıyorsun dedi. Eee haklılar zira son 4 yıldır tutunamayanlar Esra Erdal adından anons edilmişim etrafta...
DELİRMEK BELİRMEKTİR
- Can Bonomo-
Deliliğin de en çok bu yanını seviyorum, size herşeyi yapabilme özgürlüğünü ve cesaretini veriyor.
İstanbul'da yaşamak delilik mi zor mu, hayat burada mı çok mu pahalı diyenlere de iki çift lafım var evet. Haklısınız o kadar çok etkinlik var ki hangisine koşacağınızı şaşırıyorsunuz. Mesela ben genelde bedava olanları tercih ediyorum:))) Sergi gezmek, vitrinlere bakmaktan ya da alışveriş merkezlerini gezmekten çok daha keyifli... Sokak sanatçılarını dinlemek de hafta sonunda gidilecek etkinlikler listeniz için iyi bir öneri olabilir, ama ben en çok her gün 90 dakikamı yolda geçiriyor olmaya seviyorum, ki bu da haftada ortalama 2 kitap bitiriyor olmam demek. Ahhh evet İstanbul'da hayat çok zor.... Ama aç kapıyı ben geldim demeyeceğim bu sefer, anahtarım yanımda... Seni çok seviyorum sen de beni sev olur mu? ( Bu da annemin geçenlerde sevdiğim bir sözüydü, sen onu çok seviyorsun ama bakalım o da seni sevecek mi dedi:)